Kayıtlar

GÖRKEMLİ DUBAİ'DEN KÜÇÜK SIRLAR!

Resim
Şu yaşadığımız toprakların ipe sapa gelmez halleri, insanın yazı yazma güdüsünü elinden alıyor. Blogumda kaleme aldıklarıma bakıyorum da, hep uzun uzun aralıklar var... Tam bir düzene oturtuyorum, bir olay patlıyor ve kendi kendine diyorsun ki; ‘Böyle ağır bir gündem varken, kim çiçek böcek okumak ister?’ Ama bu kez referandum kafasına rağmen ben ‘hayırlısıyla’ gittiğim, gezdiğim Dubai hakkında merak edene faideli bilgilerle tasvir edeceğim.
Yazılarımı baz aldığımda en fazla okunanlar ‘gezi’ ile ilgili olanlar. Demek ki tatilcilere güzel kaynak olabilecek bilgilere imza atabiliyorum. O yüzden usulca anlatmaya başlıyorum efem;
Dubai’ye gitmemin sebebi aslında bir iş gezisi.Dünyaca ünlü Magrabi Optical’ın marka elçisi olan Tülin Şahin’le birlikte orada bir moda çekimi gerçekleştirdik.Kaldığımız 3 gün içinde ise, benim de tavsiye verebilecek kadar bir dağarcığım oluştu. Şimdi size gidişten itibaren anlatıyorum:
SANKİ HİNDİSTAN’A GELDİK!
İşin bana en tuhaf gelen kısmı Dubai’ye gitmek için…

BALIK ETLİ KADINI ANLAMA KILAVUZU!

Resim
Balık etli olmak ya da olmamak! İşte bütün mesele bu... Biz kadınların en büyük takıntılarından biridir kilo... Her daim aramızdan birini diyet yaparak, erimeye çalışırken ortamlarda görebilirsiniz. Kaçınız masanızda ‘Ben diyetteyim, yiyemem’ diyerek envai çeşit güzel yemeği geri çeviren hemcinsime rastlamadınız ki?
Ben aslında bunun psikolojik boyutuna girmek istiyorum ‘Şöyle kilo verelim, böyle verelim’ demekten daha çok... Kapitalist sistemin bize dayattığı bir şey zayıf olmak... Vitrinlerdeki kıyafetler hep zayıflara yakışır sanırsınız, ya da yılbaşında ‘Victoria’s Secret’ defilesine bakıp kadın- erkek iç çektiğimiz kadınlar hep zayıftır. Yıllarca beynimize yapılan algı yönetimi sonucunda zayıflık eşittir güzellik gibi bir fikir oluştu o eşsiz dimağlarımızda...
Kendimi bildim bileli zayıf bir kadın olmadım, hayatım boyunca balık etli denen grubun daimi üyesiydim. Ama deneyince güzel durmayan pantolonlar, yanların çıktığı blüzler falan, bana sonsuz bir diyetin kapısını açtı. Kafa…

‘BRIDGET JONES’UN BEBEĞİ’ FİLMİNDEKİ MÜTHİŞ İKİ BABA ADAYI!

Resim
Erkekler için çok can sıkıcıdır, hatta amme hizmeti gibidir diyebiliriz romantik komediler.... Kadınlar içinse hayalini kurdukları masalsı dünyanın beyazperdeye yansımış halini iki saat boyunca seyretmek, başroldeki kadının yerine kendini koyup hülyalara dalmaktır. Bu yüzden o günün programı sinema olduğunda çatışmalar yaşanır.... Erkek kısmısı savaş ister, aksiyon ister, seks ister.... Kadın ise romantik bir dansa, mum kokulu bir ortamda tutkulu bir öpüşme sahnesine fittir....
Böyle bir karmaşa içinde sevgilimi ilkini 17 yaşında izlediğim Bridget Jones serilerinin üçüncüsüne yani Bridget Jones’un bebeğine götürdüm. İlkinden aklında kalan ne vardı derseniz, bir tek Colin Firth’in yakışıklılığı ve bu filmde de flash back yapılan geyikli kazağı derim....


Film Bridget’in yalnız başına doğumgünü sahnesini önce bunalım bir şekilde kutlarken, sonrasında cozutmaya karar verip ‘Jump’ adlı gençken çok sevdiğim şarkıyla yatak üstünde zıplama sahnesiyle başlıyor. İkincisinden pek tat alamadığım…