5 Aralık 2011 Pazartesi

4,5 aydır Bozburun'da Yaşıyorum



2011’in Temmuz ayına kadar Bozburun benim için sadece bir Bülent Ortaçgil şarkısıydı, ama yaz tatilinde gittiğim bu sahil kasabasına sırılsıklam aşık oldum ve ruhen geri dönemiyorum.

O kadar saçmasapan, yıpratıcı bir yıl geçirmiştim ki , bu sene yaz tatili hiç gelmeyecek sanıyordum. Binbir uğraşla izin tarihlerimi temmuz ayındaki doğumgünüme denk getirdim. 27 yıldır hiçbir erkek arkadaşımla tatile çıkmamış olmam, bu seferkini gözümde özel bir yere taşıyordu. Aylar öncesinden plan yapmaya başladım ve sevgilimle 3 günü Bodrum’da geçirdikten sonra bol dinlenceli bir 'Bozburun' yapmaya karar verdik.

Bodrum’da bizi ilk hayalkırıklığına uğratan şey Halikarnas’ın (mısırcının, midyecinin ve bilumum esnafın iddiasına göre mafya hesaplaşması yüzünden) kapatılması oldu. Bütçemizin yarısını Bodrum’da tükettikten sonra Muğla’ya hareket ettik. Muğla’dan da Bozburun dolmuşlarına bindik. Bozburun o kadar güzel bir yer ki, oraya gitmek her güzel şeyi elde etmek gibi bayağı hummalı bir çalışma gerektiriyor. Dolmuş saatleri çok seyrek. Çünkü Bozburun 2500- 3000 nüfuslu henüz keşfedilmemiş bir belde. Gerçi bu yaz Kenan İmirzalıoğlu, Kıvanç Tatlıtuğ gibi isimlerin tercih etmesinden sonra iyice patlayacağını görmek için alim olmak gerekmiyor.

Dağları, tepeleri aşıp, muhteşem doğal güzellikler arasından Bozburun’a ulaştıktan sonra sevgili arkadaşım Şenay Sadıç’ın bize ayarladığı otelin yerini kasaba halkından güçlükle öğrendik. (Söylenilenlere göre yöre insanı, yeni gelen ve işletme açan kişilere karşı tepkiliymiş. Hatta emlak izni verilmiyor Bozburun’da. Belediye binasının bile kaçak imar olduğu dedikoduları kol geziyor. Çatı katındaki küçücük odamıza yerleştik ve odamızın uzuuun balkonundan bir denize baktık önce. Bozburun’la o ilk gözgöze gelişimizde Bülent Ortaçgil’in niye oraya aşık olduğunu, niye tüm hayatını yaşamak için orayı seçtiğini, bir kez daha anladım.

Bozburun’un denizi muhteşem, sıcak ve temiz. Orada bir iskele keşfettik ki, ismini söyleyip deşifre etmem. Kendi özel iskelemiz gibi kah balık tuttuk, kah güneşlendik. Kimseden de tek kelime olumsuz birşey işitmedik. Değinmeden geçemeyeceğim en keyifli şeylerden biri de ‘Kandil Restaurant’ oldu. Sabah kalkıp denize girdikten, güneş sıcaklığıyla vücudunuzu okşarken mışıl mışıl uyuduktan ve o tertemiz denizde alabildiğince açıldıktan sonra acıktığımızda tek adresimizdi. Kabak çiçeği dolmaları, kalamarlar, öğlen arası rakı ve balıklar. Aman Tanrım.. Ne keyifti... (Restorantın sahibi gülünce gözleri Japon çizgi filmlerindeki gibi şerit haline gelen bizim taktığımız lakapla Kandil Amca’ya da buradan selamlar) Ve Pembe Yunus... Muhteşem müzikleri eşliğinde, şarabı ve ikramı seven elemanlarıyla damağımızda güzel bir tat bıraktı. Korsan Cafe'de tekstil müdürlüğünü bırakıp 3 günde Bozburun'a taşınan Abit de bizim gibi hayalperestler için güzel bir örnek.


Bozburun’un etrafındaki Turunç, Delikli Kaya Koyu, Selimiye gibi yerlerin hepsi ayrı bir cennet. Bence Bülent Ortaçgil’i her sabah saat 8’de kurt köpeği Efe ile birlikte denize girerken izlemenin keyfi bile paha biçilemez.

(Aylar sonra niye yaz tatilini yazdın diye soranlara) Aslında ben İstanbul’a dönmedim, dönemedim. 4,5 aydır orada yaşıyorum. Burada hep keşkelerimleyim. Mesela keşke gazeteci olmak yerine Bozburun’da bir okulda öğretmen olsaydım, tüm hayatımı orada sürdürseydim orada sevdiğim insanla beraber yaşlansaydım...

Kim bilir?