9 Ocak 2012 Pazartesi

Zenne'nin büyüsü öldüren dürüstlüğünde!



İlk Altın Portakal'da duymuştum 'Zenne' ismini. Gazetedeki koltuğumda kös kös oturup, saçmasapan ünlülere 'Efendim, ayrıldığınız haberleri doğru mu?' diye sorarken bazı meslektaşlarım 'Zenne'yi izledik, salon ayakta alkışladı. Hüngür hüngür ağladık' konulu twitter ve facebook iletileri ile beni hasetimden ve kıskançlığımdan ikiye ayırmışlardı.

Aylar sonra Zenne'nin basın gösterimi için davetiye geldi. Bilmeyenler için film 'Türkiye'de ilk eşcinsel namus cinayeti' olarak literatüre geçen Ahmet Yıldız cinayetinin öyküsünü işliyor. Ahmet Yıldız, gencecik bir akademisyenken, cinsel tercihleri yüzünden kendi öz babası tarafından öldürülüyor ve cinayet zanlısı babası günümüzde dahi hala bulunamamış.



Yönetmen ve yapımcısı Ahmet'in gerçek hayatta da arkadaşı olduğundan filmde Ahmet'in annesinin 'erkekliğe yakıştıramadığından' dolayı onun kırmızı tişörtünü kesmesi gibi gerçek detaylar da var, ki zaten ilk gösterime bütün ekip kırmızı tişörtle katılarak Ahmet'e bir nevi saygı duruşunda bulundu.

Beyazperdede ise Ahmet'in bir zenneyle, ve fotoğrafçı ile olan arkadaşlık hikayesini görüyoruz. Bir sinema eleştirmeni olarak değil de basit bir vatandaş gözüyle filmi yorumlarsam; Zenne son dönemde Bir Zamanlar Anadolu'da ile birlikte izlediğim en iyi Türk filmi. Ahmet'in hikayesini sinemada izlerken birkaç kez ağlama krizine girme tehlikesi atlattım. Ağlamadım, çünkü yanımda bulunan sinema eleştirmenleri, sevgilim ve arkadaşlarımın benimle dalga geçme ihtimalini hesapladım. (ki o da benim ayıbım)

Beni en çok duygulandıran sahneler, törelerine körü körüne bağlı anne rolündeki Rüçhan Çalışkur'un, Ahmet'in babası rolündeki Ünal Silver'a tiradı, erkekliğine hakareti, 'oğluna sahip çık' tavırları.. İnsan resmen irkiliyor, Çalışkur'dan nefret ediyor izlerken.. Erkan Avcı'nın sanki kendisiymiş gibi yaşayarak oynadığı Ahmet Yıldız'ın vurulduğu sahne... Elinde dondurmalarıyla çocuksu bir sevinçle sevgilisiyle Almanya'ya gitmeye hazırlanırken birden kulakları sağır edici bir silah ses ve siyah bir ekran 'Bam'..... Bir hayata son vermek, 'töre' tabir edilen bağnazlık kurallarına bakarsan, nefes almak kadar kolay. Her gün 3. sayfa haberlerinde görüp, belki tamamını bile okumadığımız pul gibi harcanan yaşam hikayeleri...Askerden muafiyet için girilen rezil bir muayene...

Modern ailelerde yetiştiğimiz için ne kadar şanslı olduğumuzun farkında değil bazılarımız... Çünkü biz de sevdiğimiz için, seviştiğimiz için öldürülebilirdik. Babamızın kucağında yatarak erkek arkadaşlarımızla kavga ettiğimizi anlatıp ağlamak yerine, namusumuzu korumaları için peşimize taktıkları bir adama hayatımızın her adımını mercek altına alma hakkını tanıyor olabilirdik, akademisyen, gazeteci, oyuncu olmak yerine babamızın mesleğini sürdürmek zorunda bırakılabilirdik, gencecik yaşımızda vücudu buruşmuş adamlarla evlendirilebilirdik. Biz de Ahmet Yıldız olabilirdik. O yüzden bırakalım herkes cinsel tercihlerini yaşasın! Bunu onaylayalım. Onaylamıyorsak bile saygı duyalım. Saygı duymadığımız takdirde Ahmet Yıldız ilk ve son olmayacak.

Çevremizdeki bir avuç insanı daha bilinçlendirmek için 13 Ocak'ta vizyona girecek Zenne'yi izleyelim, izlettirelim. Böyle cesur bir yapımı yalnız bırakmayalım. Dürüstlük hiçbir zaman öldürmesin.