Kayıtlar

2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bu kadın bambaşka dostum!

Resim
90'lı yılların soul müziğinin divası Lisa Stansfield dün akşam Beşiktaş Kültür Merkezi'nde bir konser verdi. Konserin aylar öncesinden Harbiye Açıkhava'da olacağı anons edilmişti ama 1 hafta evvel Beşiktaş Kültür Merkezi'ne taşındı mekan.

Dün konser için gittiğimde neden mekanın daha küçük bir yere taşındığını anladım. Çünkü Barry White gibi efsane bir isimle bile düet yapmış, zenci gırtlaklı beyaz kadın diye tabir edilen Stansfield, bizim üst düzey zevklere sahip!! ülkemizde yeterince rağbet görmemişti.

Karşısında bir avuç insan görmesine rağmen moralini bozmayan Lisa Stansfield, açılışı 'Can't Dance' şarkısıyla yaptı ve 'Herkesi ayağa dans etmeye davet ediyorum' diyerek ortamı bambaşka bir konsepte çevirdi. Disko tadında bir akşam yaşattı bizlere...

Yaklaşık 1,5 saat kadar kendisinin gerek slow şarkılarıyla müzikal kalitesine hayran kaldık, gerekse sanki bize özel şarkı söyleyen Stansfield ile birlikte kalkıp dansettik. ‘Never Never Gonna Give Y…

Seni çok seviyorum babacım!

Resim

Sosyal medya yüzünden bunalımdayım!

Resim
Uzun zamandır düşünüyordum bu etkiyi. Yapılan anketlerle sağlamlaşmış oldu. Kafkas Üniversitesi (KAÜ) öğretim üyesi Doç. Dr. Ali Osman Engin, "Göteborg Üniversite'nden bir grubun bin kişi üzerinde sosyal paylaşım siteleri konusunda yaptığı ankete göre başkalarının hayatlarını Facebook üzerinden takip eden internet kullanıcıları, bunları kendi hayatlarıyla kıyasladıktan sonra bunalıma giriyor" demiş.

Haklılık payı var kesinlikle. Nedeni de yine araştırmada geçtiği gibi "Facebook'ta insanların, hayatlarının en güzel anlarını ve en güzel resimlerini paylaşması. Diyelim ki işten kovuldum, facebook'u bir açıyorum arkadaşlarım iş yemeğinde, diyelim ki sevgilimle ayrıldım kafam dağılsın diye dalıyorum sosyal medyaya; çocukluk arkadaşımın nişan haberi. İnsan ister istemez 'Ben haketmiştim o mutluluğuuuuu' moduna giriyor.

Hiçbir zaman kendimi farklı tanıtan biri olmadığım için sosyal medyada kimlik karmaşası yaşamıyorum. Ama yaşayanı çok gördüm. İsim vermek…

Rakı meselesine Bigalı bakışı!

Resim
Vay be… Sonunda türkülerin içindeki rakımıza da bulaştılar. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Bursa’daki Balkan Göçmenleri Federasyonu’na bayram ziyaretine gittiği gece ses sanatçısı Fahriye Güney, “Vardar Ovası” türküsünü söylemek isteyince “Onda rakı falan geçiyor. Başka bir şey söylesin. Ben yokken söyle onu” demiş…

Nakaratında “Vardar ovası Vardar ovası .Kazanamadım rakı parası” sözleri geçen türküyü henüz ilkokul ya da ortaokul sıralarındayken öğretmişlerdi bize. Milli Eğitim Bakanlığı’nın yönettiği okullarda hem de . Ben Ortaokul’dan mezun olalı 14 sene oldu. 14 sene içinde bu hükümet ‘Ben yokken söyle onu’ diyecek kadar rahatsız olmuş demek ki insan özgürlüklerinden.

Gece belli bir saatten sonra içki satışını yasaklamaları, alkol reklamlarına müdahale etmelerinden sonra şimdi geldi sıra şarkılara türkülere… Sırada neler var acaba ‘At Kadehi elinden, dökülsün meyler yere.., Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul’un, ve daha niceleri… Mesela şunu düşünüyorum… Tanju Oka…

40 bin kişilik Roger Waters korosu!

Resim
Bazı anlar vardır, kendinizi bir tarihe tanıklık ediyormuş gibi hissedersiniz… Gezi olaylarının ilk başladığı gece, yani 31 Mayıs’ta sabaha karşı 05:00’te Harbiye’den parka gitmeye çalışırken böyle düşünmüştüm… Biz bunu yıllarca anlatacağız, gurur duyduğumuz bir başkaldırı olacak diye. Nitekim devamı da geldi…

Dün akşam Roger Waters konserine giderken de bir müzik efsanesini canlı dinleyecek olmak beni çok heyecanlandırıyordu en başta. Ve Roger Waters’ın politik karakteriyle mutlaka dolu dolu mesajlar vereceğini tahmin ediyordum. Fakat konserde beni büyüleyen sadece bu ‘adam gibi mesajlar’ değildi.

Bir defa konsere ilk gittiğim anda 120 metrelik ‘The Wall’u karşımda görmek ve devasa görkemiyle az sonra olacakları hayal etmek bile kalp atışlarımın ritminde oynama yapmayı başarmıştı. Konserden önce ‘lütfen flaşlarınızı patlatmayın, projeksiyonu etkileyebilir’ anonsu yapıldı. Saat 21:00’de tüm karizmasıyla Roger Waters’ı gördük karşımızda. Ve iki buçuk saat boyunca 40 bin kişiyi hipno…

Hızlandırılmış Ege turu

Resim
Geri sarıyorum: Günlerden 31 Temmuz Çarşamba, saat 16:30. Müdürle bayramlık izinlerimizi konuşurken bakıyorum bana en uygun perşembe cuma. (Bayramdan önceki) Mesai arkadaşlarıma ve müdüre o zaman ben şimdi çıkıyorum diyorum. Saat 17:00. Biletimi alıyorum, köpeğimi kuzenime bırakıyorum ve 23:15 arabasına binip kendime beni çok mutlu edeceğinden emin olduğum iki gün hediye ediyorum.

Yazının sonunda kendisine teşekkürlerimi sunacağım kuzenim Yonca, son Şirince'ye gittiğimizden beri yani 3 sene öncesinden beni İzmir'e çağırmaya başlamıştı. Kendisinin eşi Murat'la parmak ısırtan bir evliliği var ve kah orada, kah burada gezip hayatın tadını çıkarıyorlar. Ben de bu çemberin biraz da olsa parçası olmak için perşembe sabahı İzmir'deydim.

Zengin kahvaltı sofrasında en çok ilgimi çeken 'boyoz' oldu. İzmir'e özgü bu tuzlu çeşidini yumurtayla birlikte yiyormuşsun, hatta yumurtayı fırınlayıp öyle satıyorlar. (Evet ilginç ama fırınlıyorlar, yanlış duymadınız). Böyle yö…

Bir Yorkshire'la yaşamak...

Resim
Mutsuz, umutsuz, ama her insan gibi çalışmak zorunda olduğum bir gün Süreyya Yalçın ile bir röportajım vardı. Hazırlanıp evine gittim. Kapı açıldığı anda üzerime 3 tane Yorkshire Terrier koşmaya başladı. O kadar tatlı bir andı ki... Ben de eğilip onları sevmekle bayağı bir dakika kaybetmişim ki Süreyya Yalçın 'Ne kadar seviyorsunuz köpekleri' diye seslendi, ben de ona o zamanlar yaklaşık 10 yıl önce kaybettiğim Kaniş'im Puffy'i anlattım. 'İsterseniz bendekilerden birini size hediye edebilirim, normalde asla kimseye vermem. Ama ne kadar sevebileceğinizi görüyorum' dedi. Baştan ev arkadaşlarımı razı edemem diye düşündüm ama 'Odasından çıkmayacak' falan diyerek ettik bir kere...

Hayatımın en doğru kararını vermişim. Yalçın, bana birkaç gün içinde şoförüyle küçücük bir çantada şu gördüğünüz yaramazı gönderdi. 4 yıl önce falandı. Ben o dönemler acayip hızlı bir gece hayatı olan, kendi evimi otel olarak kullanan, sorumsuz, serseri bir kadındım. Ne zaman ki …

Açıkhava'da eski bir dost: Teoman

Resim
Benim gibi 1984 doğumlu olanların ergenlik dönemine damga vurmuş adamlardan biridir Teoman... Papatya'sı, Ne Ekmek, Ne de Su şarkısı ilk çıktığında bize kendimizi bayağı bir rockçı hissettirirdi. Sonrasında 'Sus Konuşma', 'Yağmur' gibi hitleri geldi. Hep bir devamı oldu bu güzelliklerin...

Teoman'ı ilk kez Erdek'te bir konserinde izlemiştim. Meydanda bir halk konseriydi. O zamanlar vokalisti sonrasında kendi başına albüm çıkaran Pamela Spence'di. Ve Teoman çok müthiş bir sahne performansı sergilemişti. Sahnede Pamela ile cilveleşmeleri, şarkı söylerken birbirlerine yaptıkları hareketler o dönem kafamda 'ikisi takılıyorlar' hissi uyandırmıştı. Bu konserin üzerinden en aşağı 15 sene geçmiştir...

2007 yılında kendisiyle çok bomba bir röportajım oldu. Teoman'ın en delifişek zamanlarıydı... O'na çapkınlıklarıyla ve bunları sürekli sarhoşken yapmasıyla ilgili "Alkollüyken karşısındaki kişi daha güzel görünür insana. Siz de bu yanılgıya d…

Beni insanlıktan çıkartan yemek...

Resim
Çok fena dadandım. Bildiğiniz gibi değil. Nongshim adında küçücük kırmızı, pembe kutular... İçinde biftekli ve kurutulmuş sebzeli, tavuklu ve mantarlı noodle'lar var. Erişte çorbası diye geçiyor. Kettle'da suyu kaynattıktan sonra, üzerine döküyorsun, kutunun üstünü bir tabakla kapatıp birkaç dakika bekliyorsun. Ve şu enfes görüntü oluşuyor. Suyu da çorba olarak içilebiliyor.



Benim gibi yemek yapmayı sevmeyen ve bekar hayatı yaşayanlar için Koreliler'in yaptığı büyük icat. Kutusu 4 TL. Şimdi bunu bir Çin Lokantası'ndan söylemeye kalksan en aşağı 15 TL ödersin. Bu hem ucuz hem de bağımlılık yaratıyor. Ve süpermarket zincirlerinin neredeyse hepsinde satılıyor.

Tavsiyeme kulak verip deneyen olursa, afiyet olsun.

Sean Penn'i geçtim, bir Mehmet Ali Alabora olamadın!

Resim
Radyo D'de program yaptığı yıllardan beri Okan Bayülgen, benim şahsi hayatımda var. Son bir kaç yıldır hiç izlemememe rağmen, kendisi 'çizmeye çalıştığı imaj' vesilesiyle gözümde kimi zaman alternatif, kimi zaman entellektüel, kimi zaman aktivist bir insandı. Ama hep bir samimiyetsizlik seziyordum. Pucca tarzı yazarlarla dalga geçip programa çıkarmalarından, üç kuruşluk mankenlerle ironi yapacağım hesabına reyting alma çabalarından falan fena halde irrite olmuştum.. Ve özgür irademi kullanarak her ne kadar mesleğim 'magazin'le ilgili olsa da uzun yıllardır yaptığı işleri takip etmiyordum.

Mayıs ayı sonunda Gezi olayları başladı. Bayülgen'e bakıyorsun kah eylemleri videolar'a çekiyor, kah ağzı yüzü kıpkırmızı eylemlerden dönüyor... Kendi kendime düşündüm. Dedim ki : Bu adam belki de gerçekten bir aktivist. Ve haklı olduğu konuları özgürce savunabiliyor. Belki de ben bir popüler kültür figürü olduğundan dolayı ona önyargılı yaklaşıyorum. Bu önyargımı kırmalı…

Okuyunca hamile kalmak istedim!

Resim
Bu sabah bayağı zor kalktım. Her gün olduğu gibi rutin bir şekilde hazırlanıp, Çağlayan'daki işime gitmek üzere otobüse bindim. Kulağımda 'Kantin' radyosundan uyanmamı sağlayan hareketli parçalarla yolculuğuma devam ediyordum ki karşıma bir kadın oturdu. Sonradan Türkmenistanlı olduğunu öğrendiğim, incecik, naif, çok tatlı bir kadın. Normalde kendimi dışarıya kapatmayı severim. Ama kucağında o kadar tatlı bir bebek vardı ki annesinden rica ettim 'fotoğrafını çekebilir miyim' diye ve çocuğun o şişman kollarını, bacaklarını, çekik gözlerini görünce bir mutluluktur aldı beni.



Sonra gazeteye geldim. Ve şöyle bir yazı okudum: "TRT 1 ekranlarında yayınlanan 'Ramazan Sevinci' programına konuk olan Türk tasavvuf düşünürü ve avukat Ömer Tuğrul İnançer "Hamileliği davul çalarak ilan etmek bizim terbiyemize aykırıdır. Böyle karınla sokakta gezilmez. Her şeyden önce estetik değildir. 7-8 aydan sonra anne adayı biraz hava almak için beyinin otomobiline biner…

İyi ki doğdun annecim!

Resim
Bugün annemin doğumgünü… Günlerdir geriye doğru sayıyorum 21 Temmuz için. 52 sene önce bugün, beni doğuran, büyüten o şahane kadın minicik bir bebek olarak gelmiş dünyaya. Bunu düşündüğüm zaman garip bir şekilde ona ‘anne şevkati’ besliyorum. Ne ilginç değil mi? Şevkat bile bir tamlama olacaksa eğer kendine anne sözcüğüyle birleşmeyi uygun görüyor en çok.
2 gün sonra ben de 29 oluyorum. Bu vesileyle biraz annemden bahsetmek isterim. Şu gördüğünüz, okuduğunuz olgunlaşmış halim hiç kolay olmadı. Doğduğumdan itibaren insanları canından bezdirecek bir bela olarak geldim dünyaya. Ben 3 yaşındayken annem kardeşimi doğurdu. İlk çocukluk dönemimde böylece annemle ilişkimiz ‘kıskançlık ve gönül koyma’ üzerine oldu. O kadar yaramaz ve haşarı bir çocuktum ki annem bana hep ‘inşallah çocuğun da senin gibi olur’ derdi en masumane şekilde. Şimdi bunu düşününce ‘istemsizce aklımdan Jesus Christ’ diye geçiyor. Yani benim lugatımda ‘Olamaz , .... yan basarım gibi’
Hadi çocuklukta yaramazdın, büyüyünc…

Böyle bir sevmek görülmemiştir...

Resim
Yazıma Atilla İlhan'ın 'Böyle bir sevmek görülmemiştir' dizeleriyle başlatacak bir fotoğraf gördüm dün Doğan Haber Ajansı'nda. Benim gibi Kuzey Güney fanatiklerinin ağzını bir karış açıkta bırakacak derecede değerli bir kareydi. Bir süredir Nilüfer Gürbüz'le birlikte olan Güney'imiz Buğra Gülsoy, kız arkadaşıyla havuza gitmiş. Ve sevgilisi havuzda yüzen Gülsoy'u ayağıyla seviyor. Merak edenler için, buyrun:



İlk bakışta şaşırdım tabii. Çünkü Buğra Gülsoy, gerek diziden izlediğim, gerekse bir magazinci olarak normal hayatıyla da takip ettiğim kadarıyla dominant bir karakter. Gülsoy'u şu duruma getirmek için gerçekten çok tutkulu bir aşkın içine çekmiş olmak lazım...

Kesin bu fotoğrafı eleştirenler, ve (hatta kendi arkadaşlarım arasında da çok net gördüğüm gibi)'Bu ne laçkalaşma' diyenler olacak.

Ama ben olaya böyle bakmıyorum arkadaş! Adam dibine kadar aşık. Bir insana dibine kadar aşıksanız bambaşka bir boyuta geçiyorsunuz. Başkasına patates gi…

Bu bir arınma yazısıdır

Resim
'Şimdinin Gücü'

Şu son 1 aydır tabir-i caizse hayatımın en kötü günlerini yaşadım. Dünyanın başıma yıkıldığını düşündüğüm anda, hayatımdaki bir yapının daha çökebildiğini gösterdi zaman bana. Bu süreçte hangi arkadaşlarımın benimle gerçekten 'yakın' hangilerinin ise 'göstermelik ilgi' ile dolu olduğunu anladım. Herkesle her şeyi konuştum, kimisi duygularına kimisi mantığına göre tavsiyeler verdi. Ama ben size en iyi geleninden bahsedeceğim.

Çok sevdiğim Feyhan M. diye bir arkadaşım var. Kendisi benim şu hayatta olmayı asla başaramayacağımı düşündüğüm mantık, bilgelik, olgun düşünme seviyesine ulaşmış, huzur dolu bir yaşantının anahtarını ellerinde taşıyor. Ben ondan tavsiye almaya bayılıyorum ama 'küçük şımarık kız çocuğu' peşimi bırakmadığı için uygulayamıyorum. Yine böyle diplerde gezdiğim bir gün Feyhan bana 'Eckhart Tolle'un 'Şimdinin Gücü' isimli kitabını tavsiye etti. Kitabı e-book olarak indirip okumaya başladıktan sonra, hayatı…