Bir Yorkshire'la yaşamak...




Mutsuz, umutsuz, ama her insan gibi çalışmak zorunda olduğum bir gün Süreyya Yalçın ile bir röportajım vardı. Hazırlanıp evine gittim. Kapı açıldığı anda üzerime 3 tane Yorkshire Terrier koşmaya başladı. O kadar tatlı bir andı ki... Ben de eğilip onları sevmekle bayağı bir dakika kaybetmişim ki Süreyya Yalçın 'Ne kadar seviyorsunuz köpekleri' diye seslendi, ben de ona o zamanlar yaklaşık 10 yıl önce kaybettiğim Kaniş'im Puffy'i anlattım. 'İsterseniz bendekilerden birini size hediye edebilirim, normalde asla kimseye vermem. Ama ne kadar sevebileceğinizi görüyorum' dedi. Baştan ev arkadaşlarımı razı edemem diye düşündüm ama 'Odasından çıkmayacak' falan diyerek ettik bir kere...

Hayatımın en doğru kararını vermişim. Yalçın, bana birkaç gün içinde şoförüyle küçücük bir çantada şu gördüğünüz yaramazı gönderdi. 4 yıl önce falandı. Ben o dönemler acayip hızlı bir gece hayatı olan, kendi evimi otel olarak kullanan, sorumsuz, serseri bir kadındım. Ne zaman ki bu küçük dostum benim ev arkadaşım oldu, herşey değişti.

Bir köpekle yaşamanın insanda yarattığı psikolojiyi kendimden örnekleyerek size şöyle anlatayım: Bir kere tamamen bir ev kuşu oldum. İşteyken onu düşünüp özlüyorum, işten eve giderken beni nasıl zıplayarak karşılayacağını hayal ediyorum. Arkadaşlarımla buluşmalarım haftada birkaç defaya çıksa, onu evde yalnız bıraktığım için vicdan azabı çekiyorum.

Evcil hayvan sahibi olmak isteyenlere tavsiyem: Çok büyük bir sorumluluk. Gezdirmesini, yedirmesini, içirmesini geçtim. Duygusal yükümlülüğü çok fazla. Köpekler resmen çocuk gibi. Mesela, grup halinde otururken başkasının kucağına veriyorum. Kafası hep bende. Aynı bebek refleksleri... Eve sabaha karşı geldiğimde koltukların üzerinde beni sürprizler bekliyor oluyor. Buna çözüm olarak tüm koltukları balonlu ambalajlarla kapladım. Dışarı bir yere oturmaya gittiğimde mutlaka onu da yanıma almalıyım. Çünkü almadığımda 'Diamond burada ne güzel hava alırdı' düşüncesi aklımdan hiç gitmiyor. Deniz otobüsünde çantasının içinde saklamaya çalışırken ve o her havladığında yer değiştirirken aklım çıkıyor. Ama ne yapayım, onu o soğuk bekleme odasına bırakamıyorum. Bunlar zor tarafları...

Zorlukları katlanılabilir kılan o kadar çok şey var ki... Sonuçta bir canlı... Sabah uyandığında yanında görüyorsun, sana sevgi gösteriyor, akşam seni görünce heyecanlanıyor. Bazen bir şeylere üzülüp ağlıyorum, gelip gözyaşlarımı yalıyor. Üzgün olduğumu da, sevinçli olduğumu da anlıyor. Mutsuzken beraber uyuyoruz, mutluyken oyunlar oynuyoruz. Bazen sırf evin içinde beni koştursun diye koştuğum oluyor... Ona şarkılar besteliyorum, onunla konuşuyorum. Hatta konuşurken ses tonumu öyle bir inceltiyormuşum ki geçen gün Rafet El Roman'dan 'Kalbine Sürgün'ün Azeri şivesiyle söylenen bölümünü bağırarak söylüyordum evde, onunla oynadığımı zannedip sırtüstü yattı benimki... Kendine böyle bir dost edinmek içindeki bütün o sevgi boşluklarını dolduruyor. O yüzden herkese hayatının herhangi bir döneminde gerçek bir arkadaşlığı tatmasını şiddetle öneriyorum.

Veteriner tavsiyesi

Vetform Veteriner Kliniği'nin sahibi Gözde Çetin kuzenim olduğu için şanslıyım bu arada. Aşıları, pire damlaları her geldiğinde bana hatırlatıyor. Bu yüzden kendisinden belki bu cins köpek beslemek isteyenler olur diye bazı tavsiyeler aldım. Şimdi sözü ona bırakıyorum: "Yorkshire'larda çok diş taşı olduğu için yumuşak gıda vermemek ve kuru mamayla beslemek gerekiyor. Tüyleri uzun olduğundan dolayı keçeleşme sorunu olabiliyor. Her gün taramak lazım. Gözlerini pamukla ve solüsyonla silmek rahat etmesi açısından iyi olur. Ayda bir pire damlası ihmal edilmemeli. Çok duygusal bir ırk olduğu için de sürekli ilgi bekler. Ama en iyi arkadaş olabilecek türlerdendir"

Sizin de bir şeyin kıymetini bilmeye ve koşulsuz sevgiye ihtiyacınız varsa, mutlaka böyle bir dost edinin derim kendinize...

İyi ki varsın Diamond...







Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

NEJAT İŞLER’İN KASASI AÇILDI!

BALIK ETLİ KADINI ANLAMA KILAVUZU!

GÖRKEMLİ DUBAİ'DEN KÜÇÜK SIRLAR!