3 Ağustos 2013 Cumartesi

Hızlandırılmış Ege turu



Geri sarıyorum: Günlerden 31 Temmuz Çarşamba, saat 16:30. Müdürle bayramlık izinlerimizi konuşurken bakıyorum bana en uygun perşembe cuma. (Bayramdan önceki) Mesai arkadaşlarıma ve müdüre o zaman ben şimdi çıkıyorum diyorum. Saat 17:00. Biletimi alıyorum, köpeğimi kuzenime bırakıyorum ve 23:15 arabasına binip kendime beni çok mutlu edeceğinden emin olduğum iki gün hediye ediyorum.

Yazının sonunda kendisine teşekkürlerimi sunacağım kuzenim Yonca, son Şirince'ye gittiğimizden beri yani 3 sene öncesinden beni İzmir'e çağırmaya başlamıştı. Kendisinin eşi Murat'la parmak ısırtan bir evliliği var ve kah orada, kah burada gezip hayatın tadını çıkarıyorlar. Ben de bu çemberin biraz da olsa parçası olmak için perşembe sabahı İzmir'deydim.

Zengin kahvaltı sofrasında en çok ilgimi çeken 'boyoz' oldu. İzmir'e özgü bu tuzlu çeşidini yumurtayla birlikte yiyormuşsun, hatta yumurtayı fırınlayıp öyle satıyorlar. (Evet ilginç ama fırınlıyorlar, yanlış duymadınız). Böyle yöresel şeyleri çok severim. Afiyetle mideye indirdikten sonra Güzelyalı'da oturan kuzenimle sahile indik. Denize karşı kahvemizi ve meyve kokteyllerimizi yudumladıktan sonra eve döndük. Çünkü istikamet Şirince'ydi.


Küçücük bir köy
gez gez bitmez mi?



İzmir- Şirince arası 93 km. Yani arabayla yaklaşık 1-1,5 saat kadar falan sürüyor. Şirince'ye girer girmez bizim ekibi yokuştan yukarı sürükleyerek direk 3 sene önce geldiğimiz ve saplantı haline getirdiğim mekana götürdüm. Gezmeyi sevenler için çok önemli bir bilgi veriyorum: Mekanın Adı Ayşe Hanımın Yeri. 3 yıl önce Şirince'de, sonraki yaz Bozburun'da yediğim ama İstanbul'da zinhar bulamadığım Ege'ye özgü kabak çiçeği dolmasını en güzel yapan yerlerden biri. Kabak çiçeği dolması küçük kabak çiçeklerinin arasına dolmalık pilavın konulmasıyla oluşuyor. Ama evde deneyip başarısız olanlar var. Çünkü kabak çiçekleri sabah çok erken açarlarmış, onlar açıkken içine pilavı doldurmak gerekiyor. Yoksa kapanıp, siz can hıraş pilav koymakla mücadele ederken yapraklar yırtılıveriyor. Kabak çiçeği dolmasının ne kadar 'damak çatlatan bir lezzet' olduğunu anlamak için tadına bakmanız yeterli. Bir porsiyonda 6 tane bulunuyor ve Şirince evleri manzarasını karşınıza alarak yemenin fiyatı 6 TL.



Yemeğinizi yedikten sonra yukarıya doğru tırmandığınızda İncil yazarı St. John’un mezarının bulunduğu kiliseye varıyorsunuz. M. S. 6. veya 7. y.y.’a tarihlendirilen kiliseye girmeden karşınıza küçük bir havuz çıkıyor. Bu havuzun içinde ise kocaman bir delik var ve rivayete göre parayı o deliğe sokanların dileği kabul oluyor. Böyle söylerken çok basit ama bozuk bozuk 10-20 TL harcayanlar var. Benim şansım yardım etti ve iki gelişimde de ilk seferde dileğimi evrene gönderdim :)




Köyün merkezine inerken, sağınızda ve solunuzda doğal sabunlar, meyveli şaraplar, otantik elbiseler satan bir dolu yer var. Biz Şaraphane adını alan bir fabrikaya girmeyi tercih ettik. Şirince Artemis Şarap Evi'nde Şirince çarşısında da olduğu gibi küçük shot bardaklarda şarapları size denetiyorlar satın almadan önce. 10 çeşit falan tattığınız için sıcakta dünyaya daha bir pozitif baktığınız su götürmez bir gerçek. Şarap fiyatları ise %8 alkollü olanlar 15 TL, %12 alkollü olanlar 20 TL. Karadut ve vişne ise bu yazının şefinin yanı benim tavsiyemdir. 15 yaşındaki tatlı satıcı Efe de tüm güleryüzlülüğüyle size yardımcı olacaktır.



(Önemli not: Truva filminin takılarını yapan Demetrius of Ephesus dükkanından takı bakmayı sakın atlamayın. Ben çok tatlı bir hayat ağacı hediyesi aldım mesela kuzenimden )


Şirince'den çıktıktan sonra 15 km uzaklıkta Kuşadası bulunuyor. Gezip eğlenmeye doyamayanlar için güzel bir seçenek. Güvercinada'daki kale tadilatta olduğu için göremedik pek ama mehtap turları 5 TL. Ailece gezip eğlenmek isteyenler için gayet keseye uygun.

Kuşadası'ndan Güzelyalı'ya döndükten sonra ise deniz kenarında semaverle çay satanlardan sıcak çayımızı alıp evimizde huzurla uyuduk. Ben kafede 2 Tl vermem diyen olursa bu da 75 kuruşluk başka bir alternatif.

Çeşme'nin züppe ve snob kardeşi Alaçatı



Ertesi gün de denize girmek için İzmir'e yarım saat uzaklıktaki Çeşme'ye hareket ettik. Sheraton Oteli'nde bulunduğu Ilıca Plaji, bembeyaz kumuyla insanı tam anlamıyla dinlendiriyor. Geçen sene Side'deki gibi cayır cayır yanmadım, rüzgar da ferah ferah estiği için kumdan terliklere kadar koşma ritüelini yapmaya gerek kalmıyor. Gayet cool takılabilirsiniz. Ilıca'da şezlong fiyatları da gayet uygun. Kişi başı 10 TL. Ben biramı için sigara tüttürmek isterim derseniz onlar da 8 TL.

Çeşme'ye gelip kumru yememek de olmaz tabii. Biz İstanbul'da Taksim'deki büfelerde kumru yiyip, gerçek anlamda 'kumru yediğimizi' sanıyoruz ya, o öyle değil işte... Gerek ekmeği, gerek havası ve suyundan mıdır bilinmez Kumrucu Mega Ömer'i tavsiye ediyorum. Kızarmış patatesleri de ikram olarak gönderiyorlar :)

Tatildeyken insan tıkabasa doysa da onu da deneyeyim, bunu da deneyeyim sevdası bitmiyor. Hele bizim gençler 'Türkiye'nin en iyi 10 dondurmacısı' arasında bulunan Rumeli Pastanesi'ni tavsiye ettikten sonra... Dondurmaya gelmeden sakızlı kurabiyesi, sakız reçeli, sakız lokumu nefis... Dondurma çeşidi olaraksa tahinli, sakızlı ve limonlu favorim. Sahipleri çok şeker insanlar. Fakat yakın bir zaman önce 'Tarihi Rumeli Pastanesi' adında başka bir pastane açıldığı için mağdur olmuşlar. İnsanlar check-in yaparken güzel yorumlarını diğer pastaneye yazıyormuş. Buna dikkat edelim :)

Ve son olarak da Alaçatı... Çeşme'ye 15 km uzaklıkta rengarenk bir atmosfer. Biz cuma akşam olmadan gittiğimiz için çok fazla insan seliyle karşılaşmadık. Hafta sonları adım bile atamayacak hale geliyormuş Alaçatı. Dükkanlar, restorantlar o kadar pastel renklerde ki kendinizi 'Alice in Wonderland' hikayesinde gibi hissediyorsunuz.



Adım başı takıcı var. Takı merakı olanlar Çatladıkapı Çarşısı'nı sorup öğrenebilir. Alaçatı'nın tek handikapı fiyatların inanılmaz pahalı olması. Çok beğendiğim bir elbiseyi sordum 199 TL dedi satıcı mesela. Tabii oraya giden insan profili de ona göre oluyor. Kafelerdeki içecekler ve bileklikler de Kuşadası, hatta Çeşme'yle bile farklılık gösteriyor fiyatta. Tatil yaparken magazini de sevenler içinse Alaçatı birebir. Biz tam merkezdeki Pole Cafe'de otururken Tümer Metin ve Şansal Büyüka'yı gördük örneğin...




Tüm bu anlattıklarımın ardından insan İstanbul'a dönerken büyük bir burukluk yaşıyor. Kuzenimin yıllardır neden ısrarla 'İzmir'e taşın' dediğini daha iyi anladım. İzmir İstanbul gibi modern, ama İstanbul gibi karışık değil. Çevresindeki yerleşim yerlerinden dolayı insan adımbaşı tatil psikolojisine girebilir ve bu da kafayı son derece resetleyen ve ömrü uzatan bir şey. İstanbul'da ciddi ciddi gitmeyi düşünüyorum ve İzmir ile Bozburun en öne çıkan adaylar içinde.

Özel teşekkür

Uzun yazıma burada son verirken okuyanlar huzurunda kuzenim Yonca Yıldırım Düz ve eşi Murat Düz'e çok teşekkür ediyorum. Hızlandırılmış Ege turu ve misafirperverlikleriyle tadı damakta bırakan bir tatil yaşattılar bana.Gezmeyi, yemeyi içmeyi, bu kadar iyi öğrendikleri ve tecrübelerini benimle paylaştıkları için minnettarım. Düz Turizm'le
yolculuklarıma devam edeceğim.



Şimdilik bu kadar, zahmet edip okuyanlara sevgiler :)

1 yorum:

  1. Alaçatı da ' Balık Mezatına gidip hiç unutamayacağınız ' Balık satışlarını ZEVKLE izlemenizi ve Fava Balık da ; Nefis Lezzetleride mutlaka tatmanızı öneriyorum ; Saygılarımla.

    YanıtlaSil