19 Eylül 2013 Perşembe

Bu kadın bambaşka dostum!



90'lı yılların soul müziğinin divası Lisa Stansfield dün akşam Beşiktaş Kültür Merkezi'nde bir konser verdi. Konserin aylar öncesinden Harbiye Açıkhava'da olacağı anons edilmişti ama 1 hafta evvel Beşiktaş Kültür Merkezi'ne taşındı mekan.

Dün konser için gittiğimde neden mekanın daha küçük bir yere taşındığını anladım. Çünkü Barry White gibi efsane bir isimle bile düet yapmış, zenci gırtlaklı beyaz kadın diye tabir edilen Stansfield, bizim üst düzey zevklere sahip!! ülkemizde yeterince rağbet görmemişti.

Karşısında bir avuç insan görmesine rağmen moralini bozmayan Lisa Stansfield, açılışı 'Can't Dance' şarkısıyla yaptı ve 'Herkesi ayağa dans etmeye davet ediyorum' diyerek ortamı bambaşka bir konsepte çevirdi. Disko tadında bir akşam yaşattı bizlere...

Yaklaşık 1,5 saat kadar kendisinin gerek slow şarkılarıyla müzikal kalitesine hayran kaldık, gerekse sanki bize özel şarkı söyleyen Stansfield ile birlikte kalkıp dansettik. ‘Never Never Gonna Give You Up’, ‘The Real Thing’, ‘Change’ ve ‘All Around The World’ gibi klasikleri canlı canlı dinlemek apayrı bir zevk verdi.

Konserin en dikkat çeken detaylarından biri de 50-60 yaş arası erkeklerin nüfus olarak çokluğuydu. Bir ara erkek çığlıkları bile duyduğuma yemin edebilirim. 47 yaşında olan ama vücudu taş çatlasa 30 yaşında Lisa Stansfield, kıvrak danslarıyla, şuh sesiyle, şarkılara uygun jest ve mimikleriyle herkesi kendinden geçirdi. Yanımdaki arkadaşıma '50'li yaşların Rock'n Coke'u ' yorumunu yaptım hatta :)

Cem Yılmaz'a ise bu ülkede fazla rağbet görmeyen bu değerli sesin konserine eşiyle Ahu Yağtu'yu da kapıp geldiğinden ve ayağa kalkıp dans bile ettiğinden dolayı ayrıca hayran kaldım. Kalitenin değerini bilmek başka bir şey.

9 Eylül 2013 Pazartesi

Seni çok seviyorum babacım!


Bugün babacığımın doğumgünü. Artık ailenin her ferdi için birşeyler karalamadan içim rahat etmiyor. Hele söz konusu babam olursa asla!

60. yaşına girdi benim pamuk babam. Pamuk diyorsam, saçından başından bahsetmiyorum. Yumuşacık yüreğinden bahsediyorum. Çocuklarını hiç kırmayan, onlara içi titreyerek bakan, karısına son derece düşkün, ona kötü bir şey olduğunda yüzünü bir hüzün bulutu kaplayan babamdan.

Ben hayatımda böyle samimi, böyle dürüst, böyle insancıl birini görmedim, göremeyeceğim. Belki kendi çocukluğu çok gezgin bir şekilde geçtiğinden, belki de hamurunda olduğundan babam bana tam yaşamak isteyeceğim bir hayat yaşattı.

İlkokuldaki org derslerimden tutun, üniversitede İstanbul'u bilmiyorum diye özel yurtta kalırken, 3. ayda beni 'gel gezelim' diye dışarı çıkarıp bana ev tutmuş olmasına kadar, her sözüme güvendiği, her yanlışımda arkamda oluşuna kadar hep bir güç hissettirdi bana.

Sayesinde kendine güvenen bir insan oldum, ayakları yere basan bir kadın. Sayesinde problemlere daha çabuk çözümler üretir oldum. Sayesinde daha umarsız, bazen de şımarık oldum.

Ama hep insanlara sevgi dolu oldum. Çünkü babam bana küçüklükten sevgiyi aşıladı. Hayatımdaki herkesi koşulsuz seviyorum, dürüstçe,Sevgilimi, arkadaşlarımı... Babam başka ama. O sadece benim değil kuzenimin de babası, erkek arkadaşımın da babası, bazen teyzemin de babası. Yüreği öyle geniş ki herkesin babası olabilecek kadar babalık var onda.

Hep derler ya arkadaşlarını seçebilirsin ama aileni seçemezsin diye... Reenkarnasyon denen bir şey varsa, geçmiş yaşantımda öyle iyi bir şey yapmışım ki böyle bir aileyle ödüllendirilmişim.

Umarım babam çok daha uzun yıllar boyunca başımızda olur. Sevgisiyle hayatın kötülüklerini üzerimize bile değdirmeden atlatabildiğimiz bir kalkan olur, en yakın sırdaşım olur... En yürekten dileğim bu.

Seni çok seviyorum babacım!