20 Temmuz 2015 Pazartesi

DEV HİZMET... BELGRAD'TAN EN GUNCEL TATİL TUYOLARI!

Patronumuz ‘İzinlerinizi Ağustos’a kadar bitirirseniz sevinirim’ diye kibarca ricada bulunduğunda, tarih Temmuz’un 1’ini gösteriyordu ve nereye gideceğim/hangi zaman dilimini seçeceğim hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Türkiye’deki oteller sezonda deli gibi bir pahalılıkla insanı hayattan soğuttuğundan, ben de ‘O fiyata yurtdışına giderim. En azından yeni bir ülke keşfederim’ diye düşündüm ve araştırmaya koyuldum. Kısa bir vaktim vardı ve halihazırda bir Schengen’im bulunmadığından rotayı vizesiz ülkelere çevirdim. Ve Sırbistan’ın başkenti Belgrad tüm ihtişamıyla karşımda arz-ı endam etti. Biletimi aldım, otel rezervasyonumu yaptım ve tatil gününü beklemeye başladım. Şimdi Belgrad’a gitmek isteyenlere yaşadıklarımı anlatarak gayet de güncel bilgilerden yola çıkıp bazı tavsiyelerde bulunacağım:

Biletimi tatile yaklaşık bir hafta kala THY’dan aldım ve otel konusu en çok ikilemde kaldığım durumlardan biri oldu. Çünkü şehrin tam merkezinde bulunan ‘Knez Mihajlova’ caddesine yakın lokasyonda olan yerlerin hiçbirinde havuz yoktu. Hazır tatile gitmişken, gece hayatının yanı sıra güneşlenmek ve yüzmek de istediğimden şehir merkezine 2,5 km uzaklıkta bulunan üç yıldızlı Vila Senjak’ta karar kıldım. Tatile tek başıma çıkacağımdan dolayı benim için başımı sokacak ortalama lüks düzeyde bir oda yeterliydi. Ve otel fiyatlarını görünce sevincimi içimde tutamadım. 6 günlük kalış 540 TL idi. Ülkemde pansiyonda kalmamın bile zor olduğu bir ücret yani ☺ 10 Temmuz günü uçağa bindim ve 1 saat 40 dakikalık bir yolculuk sonucu Belgrad Nikola Tesla Havalimanı’na indik. Havalimanı, küçük ve kaybolma/panik olma ihtimalinizin sıfır olduğu bir yer. İnince sizi iki tane polis karşılıyor. Her yerde olduğu gibi Türkler’e ‘özel’ bir muamele uygulanıyor ve ‘Sizi şöyle bir kenara alalım’ tadında şeyler yaşanmıyor değil. Ben herhangi bir sorun yaşamadım ama önümdeki arkadaş uzun süre polislere dil döktü. Pasaport kontrolde de çok fazla soru sorulmadı. Sıra geldi otele gitmeye…. Türkiye’de iki kişiyi misafir ettiğim couchsurfing uygulamasından insanlarla bağlantıya geçtiğimden otele iki otobüsle gidileceğini öğrenmiştim ve koca bavulla bu stresi göze alamayıp taksi tuttum. 15 dakikalık yola yaklaşık 18 euro gibi bir para ödedim. Ama otelimin önüne kadar gittim.
İlk günü havuz başında dinlenerek ve Sırbistan asıllı arkadaşlarla tanışıp sohbet ederek geçirdim. Onların yerel içkisi ‘Rakija’ ile tanışmam da böyle oldu. İlk duyduğumda ben de milli içkimiz rakı ile benzerlik taşıdığını düşünmüştüm ama daha çok tadı viskiyi andırıyor… ‘Ayvalı’ olanı denedim, insanların tavsiyesi üzerine ‘ballı’ olandan alıp Türkiye’ye getirdim. Ama Sırp arkadaşların yorumları ‘ev yapımı’ olanların çook daha iyi olduğu yönünde. Eğer şansınız varsa bundan edinmelisiniz. Yoksa en iyi markalardan biri şu:



İkinci gün, en fazla sosyalleştiğim ve en keyif aldığım günlerin başında geldi. Yerel halkın iyi bildiği ve tavsiye ettiği ‘Prolece’ isimli restoranda meşhur yemek Kaymaklı Pijeskavica’yı, çoban salatanın peynirli hali olan Šopska ve Kratosija şarabını mideye indirdikten sonra ( yaklaşık 1000 dinar tuttu) arkadaşımla birlikte Sava Nehri yakınlarında bulunan ve ‘Sava Mala’ diye adlandırılan eğlence yerlerinin bulunduğu caddeye gittik. Ben canlı müzik istediğimden,harıl harıl mekan arıyorduk be bu bölgeye yürürken müthiş bir saksafon sesi duymuştuk. Onu takip ederek’ Jazz bašta’ ya ulaştık. Harika bir jazz performansıyla kulaklarımızın pasını sildikten sonra, daha geç saatte KC Grad’a geçtik. Cadde zaten boydan boya klüple dolu, her zevke hitap eden yerler var. Bizdeki ‘Nişantaşı tayfası’ tarzı tiplerin takıldığı Tranzit, Hayal Kahvesi severlerin tercih edebileceği Çorba Cafe, ve bohem havasıyla dışarıdan enfesliği hiç mi hiç anlaşılmayan yıkık bina KC Grad… Şaraplar ve dansla gece 4:00’a kadar orada eğlendikten sonra Sava Nehri’nin altındaki köprüde şehri izlemeyi unutmayın. Ben unutmadım ☺



ULAŞIM ZAMLARINA PROTESTOYA BEN DE KATILDIM

Bu arada ulaşımdan bahsetmeden geçmeyeyim. Bulunduğum otelden merkeze giderken otobüs kullandım ve Belgrad halkı ulaşım zamlarını protesto ettiğinden otobüslere para ödemiyormuş. İstanbul’daki gibi günlük, haftalık akbil tadında kartlar var ama kimsenin bastığı yok. Ben de protestocu ve faydacı kişiliğimi birleştirerek 6 gün boyunca ücretsiz bir şekilde gezdim durdum. Bir şehir efsanesi gibi arada kontrollerin yapıldığı söyleniyor ama bana hiç denk gelmedi. Sırbistan’da genelde gençler İngilizce konuşuyor ama yaşlı nüfusta daha az. Otobüste yol sorduğum yaşlı bir amca, bana yardım etmesi için daha genç biriyle iletişim kurmamı sağladı. Kendisi çat pat İngilizce bildiğinden sadece ‘Nerelisin?’ diye sorabildi. Türkiye dediğimde ‘Kenan İmirzalıoğlu’, ‘Bergüzar Korel’ isimlerini zikredince amcanın ‘Karadayı’ izlediğini anladım ☺ Herkes o kadar yardımsever ki, yol sorduğunuzda yürüyerek gideceğiniz yere kadar eşlik ediyor.

Üçüncü gün kendi kendime gezerken ‘Kalemegdan’ı keşfettim. Park, kale, Saat Kulesi derken yol beni Tuna ve Sava’nın birbirine karıştığı muhteşem bir manzaraya götürdü. Kalenić pijaca' isimli pazara gidip o tatlı halkı, rengarenk sebze ve meyveleri, ve tüm şehirde hakim olan graffitileri gördükten sonra günü Studentski Park’ta bira içerek kapattım.





Bu arada en popüler bira olan Jelen’le beraber Strongbow (Orman meyveli), Stella Artois, Nicksicko, Lav, Soprani gibi envai çeşit birayı denedim. Hepsi de tatmaya değer. Türk olduğumu bilmeden yan masamda Sırp hatunu tavlamaya çalışan gençlerin ‘The best things are spontaneus’ sözleriyle, şişeden darbuka çalan tipler ise bana ülkemi aratmadı.

Taksilerde yaptığım yolculuklar esnasında radyolarda hep 90’lar çalması özel zevkimden dolayı benim için ayrı bir mutluluk oldu. Dördüncü gün İtalyan mekanlarından giderek şehrin göbeğindeki Vapiano ve Tasmegdan’ın yanında bulunan Giardino’yu tercih ettim. Akşam da Teddy Bear isimli bara gittim ama 01:00’de kapanarak beni şoktan şoka sürükledi. Yolculuk esnasında sürekli yanından geçtiğim NATO tarafından 1999 yılında bombalanan Eski Yugoslavya Savunma Bakanlığı binası ise hüzünlü görüntüsüyle put gibi orada duruyor ve unutulmazlar arasına giriyor. Bir Sırbistanlı arkadaş ‘Bize yaptıklarını unutmayalım diye bina böyle bırakıldı’ dedi.



Beşinci güne tavsiye edeceklerim arasına Restoran Kolarac’ta İnegöl köftesi formundaki ćevapčići’yi ve hemen biraz ilerisinde ‘Via Del Gusto’daki tiramisuyu sığdırdım. Hepsi test edilip onaylandığından gönül rahatlığıyla yiyip içebilirsiniz.

Ve son gecemi Sava Mala’daki Čorba Kafe’de geçirdim. Hepimizin çok iyi bildiği rock şarkılar dışında, Sırpça da müthiş parçalar dinlenebilecek tatlı bir bar. Bira 250 dinar. Sabah kahvaltısı için de Le Moliere Cafe’de Fransız usülü Croque Monsieur tost yiyip, öğle arası Martini’nizi Chocco Cafe’de yudumlamanızı size salık veriyorum sevgili okuyucu.

SIRP KIZLARI VE ERKEKLERİ MESELESİ

Yeri gelmişken; evet arkadaşlar Sırp kızları müthiş güzeller. Fizikleri genetik olarak düzgün, ve gram selülitleri de yok. Ayrıca sıcakkanlı ve güleryüzlüler. Erkekler de çok centilmen ve romantikler. Dolayısıyla bu şehrin insanlarıyla çekinmeden iletişim kurabilirsiniz.

HALİT ERGENÇ ÜZERİNDEN SÜKSE YAPMAK!

Belgrad’ta Türk olduğumu öğrenen herkes Muhteşem Yüzyıl dizisinden bahsetti. Halit Ergenç’le olan gazetecilik dönemimden fotoğrafımı gösterince ben de onlar için yarı celebrity haline geldim.

GEZİLECEK/GÖRÜLECEK DİĞER YERLER

Ben eğlenmeye gittiğimden kültür turu benim için kendi kendime keşfettiklerimle sınırlıydı. Belgrad’a gidenler artıca Nikola Tesla Müzesi, Aziz Sava Katedrali, Bayraklı Cami, Damat Ali Paşa Türbesi gibi yerleri görebilirler. Ayrıca her sene Novi Sad’ta gerçekleşen Exit Festivali ve Ağustos ayındaki Bira Festivali gençler arasında en rağbet gören etkinliklerden…
Sözün özü; gayet cüzi fiyatlara eğlence dolu bir tatil yapmak yanıbaşınızdaki Belgrad’ta mümkün. Benden size son kıyak: Nikola Tesla Havalimanı’ndaki Duty Free, Türkiye’den daha pahalı. İçki ve parfüm satın alımlarınızı anavatana saklayın derim…



Sevgiler!