Kayıtlar

2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

BALIK ETLİ KADINI ANLAMA KILAVUZU!

Resim
Balık etli olmak ya da olmamak! İşte bütün mesele bu... Biz kadınların en büyük takıntılarından biridir kilo... Her daim aramızdan birini diyet yaparak, erimeye çalışırken ortamlarda görebilirsiniz. Kaçınız masanızda ‘Ben diyetteyim, yiyemem’ diyerek envai çeşit güzel yemeği geri çeviren hemcinsime rastlamadınız ki?
Ben aslında bunun psikolojik boyutuna girmek istiyorum ‘Şöyle kilo verelim, böyle verelim’ demekten daha çok... Kapitalist sistemin bize dayattığı bir şey zayıf olmak... Vitrinlerdeki kıyafetler hep zayıflara yakışır sanırsınız, ya da yılbaşında ‘Victoria’s Secret’ defilesine bakıp kadın- erkek iç çektiğimiz kadınlar hep zayıftır. Yıllarca beynimize yapılan algı yönetimi sonucunda zayıflık eşittir güzellik gibi bir fikir oluştu o eşsiz dimağlarımızda...
Kendimi bildim bileli zayıf bir kadın olmadım, hayatım boyunca balık etli denen grubun daimi üyesiydim. Ama deneyince güzel durmayan pantolonlar, yanların çıktığı blüzler falan, bana sonsuz bir diyetin kapısını açtı. Kafa…

‘BRIDGET JONES’UN BEBEĞİ’ FİLMİNDEKİ MÜTHİŞ İKİ BABA ADAYI!

Resim
Erkekler için çok can sıkıcıdır, hatta amme hizmeti gibidir diyebiliriz romantik komediler.... Kadınlar içinse hayalini kurdukları masalsı dünyanın beyazperdeye yansımış halini iki saat boyunca seyretmek, başroldeki kadının yerine kendini koyup hülyalara dalmaktır. Bu yüzden o günün programı sinema olduğunda çatışmalar yaşanır.... Erkek kısmısı savaş ister, aksiyon ister, seks ister.... Kadın ise romantik bir dansa, mum kokulu bir ortamda tutkulu bir öpüşme sahnesine fittir....
Böyle bir karmaşa içinde sevgilimi ilkini 17 yaşında izlediğim Bridget Jones serilerinin üçüncüsüne yani Bridget Jones’un bebeğine götürdüm. İlkinden aklında kalan ne vardı derseniz, bir tek Colin Firth’in yakışıklılığı ve bu filmde de flash back yapılan geyikli kazağı derim....


Film Bridget’in yalnız başına doğumgünü sahnesini önce bunalım bir şekilde kutlarken, sonrasında cozutmaya karar verip ‘Jump’ adlı gençken çok sevdiğim şarkıyla yatak üstünde zıplama sahnesiyle başlıyor. İkincisinden pek tat alamadığım…

FETHİYE’Yİ FETHETMENİN PÜF NOKTALARI!

Resim
Şimdiye dek en çok ilgi gören yazılarım gezi üzerine olanlar olduğundan, bu saatten sonra bloğumdaki yazılarda gezdiğim, gördüğüm yerleri/ keşfettiğim güzellikleri tanıtmaya ağırlık verme kararı aldım. Yakın dostlarımın takip ettikleri üzere bu sene yaz tatilimi Fethiye’de geçirdim. Bir tatilcinin en merak ettiği şeyler otel, gece hayatı ve tabii ki de ücretler olduğundan size rehber olacak birkaç kelamım var. Haydi başlayalım o zaman:
Her sene olduğu gibi araştırmamı önceden yaptım ve sevgilimle geçireceğimiz romantik tatilimiz için Hisarönü’nde bulunan Green Forest Otel’den rezervasyon yaptırdık. Otel 5 yıldızlı, yeşil bir ormanın içinde bulunuyor. Günde iki kez Ölüdeniz’e giden servisi var. Yalnız o taraflara gidecekseniz şunu göze almanız gerekiyor... Benim gördüğüm kadarıyla Fethiye otelleri ve yerel esnafı daha çok turistlerin gelmesini arzu ediyor. Bu sebepten siz kendi ülkenizde ikinci sınıf vatandaş muamelesi görebiliyorsunuz.... İkinci sınıf derken, yabancı turist daha fazl…

BİR HATUNUN GÖZÜNDEN EURO 2016

Resim
Futbolla ilişkim kendime kardeşimin futbolcuların sticker’larını yapıştırdığı devasa Pepsi defterinden yakışıklı seçmemle başlamıştı. Ljungberg ve Trezequet henüz twitter’da fav çıkmadan benim gözlerimde kalpler oluştururdu.



Sonrasında ben de taşıyamayacağım yükler edindim ve bunu burada itiraf ederekten rahatlıyorum:UEFA döneminde Galatasaraylılaştırılan çocuklardan oldum. Dedem zaten Galatasaray Lisesi mezunu olduğundan bizde öyle bir gelenek vardı ama annemin asi Çarşı ruhu çocukluğumu ele geçirmişti, sonra döndüm.
Üniversite döneminde İstanbul’a geldim, bu kez maç ve holigan ruhuna daha yakın ortamlarda bulunma imkanı yakaladım. Galatasaray- Olympiakos maçında, bize ‘Fenerbahçe’ diye tezahürat yapan Yunanlılar’a, yanlışlıkla bilet aldığım Şeref Tribünü yakınlarından ayağa kalkıp ‘Panathinaikos’ diye bağırmışlığım- Mecidiyeköy’de Fenerbahçeliler Derneği’nin önünden geçerken oradakilerle tartışmışlığım, hatta bir masaya bira altlığını yavaşça göndermişliğim bile var.
Gel zaman git …