17 Eylül 2016 Cumartesi

‘BRIDGET JONES’UN BEBEĞİ’ FİLMİNDEKİ MÜTHİŞ İKİ BABA ADAYI!


Erkekler için çok can sıkıcıdır, hatta amme hizmeti gibidir diyebiliriz romantik komediler.... Kadınlar içinse hayalini kurdukları masalsı dünyanın beyazperdeye yansımış halini iki saat boyunca seyretmek, başroldeki kadının yerine kendini koyup hülyalara dalmaktır. Bu yüzden o günün programı sinema olduğunda çatışmalar yaşanır.... Erkek kısmısı savaş ister, aksiyon ister, seks ister.... Kadın ise romantik bir dansa, mum kokulu bir ortamda tutkulu bir öpüşme sahnesine fittir....

Böyle bir karmaşa içinde sevgilimi ilkini 17 yaşında izlediğim Bridget Jones serilerinin üçüncüsüne yani Bridget Jones’un bebeğine götürdüm. İlkinden aklında kalan ne vardı derseniz, bir tek Colin Firth’in yakışıklılığı ve bu filmde de flash back yapılan geyikli kazağı derim....



Film Bridget’in yalnız başına doğumgünü sahnesini önce bunalım bir şekilde kutlarken, sonrasında cozutmaya karar verip ‘Jump’ adlı gençken çok sevdiğim şarkıyla yatak üstünde zıplama sahnesiyle başlıyor. İkincisinden pek tat alamadığımız filmde bu kez Bridget’i 43 yaşına gelmiş haliyle karşılıyoruz.  Hala bekar olan, yaşadığı aşklardan hayal kırıklığına uğramış  ve inancını kaybetmeyeyazmış kahramanımız, yeni filmde hayatını yaşamaya karar veriyor.

TINDER’LAR, FESTİVALLERLE TATLI HAYAT!

Haber merkezinden tinder gibi platformlarda takılan çapkın arkadaşı Miranda’nın da gazlarıyla Glastonbury müzik festivaline gidiyor ve orada one night stand yaşadığı Jack Qwant, (Patrick Dempsey) milyoner çıkıyor. Bir hafta sonra vaftiz töreninde beraber olduğu eski aşkı Mark Darcy  (Colin  Firth) ise eski cool’luğunu koruyor.


İki ayrı kişiyle bir hafta arayla beraber olan ve hamile kalan Bridget’imiz, bu defa yeni bir sorun ile karşılaşıyor: Çocuğun babası kim? Hikaye de bunun  ve Bridget’in iki adam arasında çekim yapması etrafında şekilleniyor.

İkisine bu muğlak durumu açıklayan Bridget Jones, bir anda komik maceraların içine düşüyor... İkili doğum kurslarına, hastaneye üçlü olarak gidiyor... Ve iki adam da uzunca bir süre bebeğin kim olduğu hakkında fikir sahibi olmadan, bunca yıl makus talihiyle nam salmış Bridget’ı kendisinin daha iyi ‘baba’ olacağına inandırmaya çalışıyor. Sanırım ülkemizde böyle bir durum olsa adamlar kanka yerine düşman olurdu. Bu sahnelerde devreye giren Doktor rolündeki Emma Thompson, esprileriyle kırıp geçiriyor.



40’LI YAŞLARDAKİ KADIN GEREKSİNİMLERİ!

Sonuç olarak Bridget Jones’un Bebeği  kafa dağıtmak için güzel bir seçenek olmuş. Kırklı yaşlardan sonra kadınların psikolojisi, ihtiyaçları, kadınlar arasındaki muzur diyaloglar, erkeklere bakışları, onlardan korkuları, çocuk özlemi, bir yandan tren kaçıyor diye düşünüp çılgınlık yapma istekleri hakkında güzel işlenmiş bir yapım var. Benim ayrıca bayıldığım şey ise müzikler oldu. Annie Lennox, Marvin Gaye gibi tanıdık sesler ve tam biz romantiklerin kalemi olan müzikler insanı daha bir havaya sokuyor. Ed Sheeran’ın da sürpriz bir sahneyle filme dahil olduğunu söylemeden geçmeyelim....


Diyeceğim odur ki; Sevgili erkekler.... Korkmadan bu filme gidebilirsiniz. Umduğunuzdan daha fazla eğleneceksiniz!

5 Eylül 2016 Pazartesi

FETHİYE’Yİ FETHETMENİN PÜF NOKTALARI!


Şimdiye dek en çok ilgi gören yazılarım gezi üzerine olanlar olduğundan, bu saatten sonra bloğumdaki yazılarda gezdiğim, gördüğüm yerleri/ keşfettiğim güzellikleri tanıtmaya ağırlık verme kararı aldım. Yakın dostlarımın takip ettikleri üzere bu sene yaz tatilimi Fethiye’de geçirdim. Bir tatilcinin en merak ettiği şeyler otel, gece hayatı ve tabii ki de ücretler olduğundan size rehber olacak birkaç kelamım var. Haydi başlayalım o zaman:

Her sene olduğu gibi araştırmamı önceden yaptım ve sevgilimle geçireceğimiz romantik tatilimiz için Hisarönü’nde bulunan Green Forest Otel’den rezervasyon yaptırdık. Otel 5 yıldızlı, yeşil bir ormanın içinde bulunuyor. Günde iki kez Ölüdeniz’e giden servisi var. Yalnız o taraflara gidecekseniz şunu göze almanız gerekiyor... Benim gördüğüm kadarıyla Fethiye otelleri ve yerel esnafı daha çok turistlerin gelmesini arzu ediyor. Bu sebepten siz kendi ülkenizde ikinci sınıf vatandaş muamelesi görebiliyorsunuz.... İkinci sınıf derken, yabancı turist daha fazla para getirdiğinden size o kadar şevkle hizmet edilmiyor. Mesela oteldeki animatörler bile sürekli İngilizce konuşuyordu, neyse ki yabancı dilimiz vardı da sudan çıkmış balığa dönmedik oralarda...

TÜRKİYE’DEKİ EN YAŞAYAN DENİZLERDEN BİRİ: ÖLÜDENİZ

İlk günü otelde geçirdikten sonra ikinci gün, gündüz Ölüdeniz’e gitmeye karar verdik. Ölüdeniz’de isterseniz ücretsiz havlunuzu serip güneşlenebileceğiniz bir alan mevcut, fakat 7,5 TL karşılığında Ölüdeniz Tabiat Parkı’na girerek Kumburnu’na gitmenizi tavsiye ederim.  Kumburnu, yüzmelere doyamayacağınız güzellikte bir doğa harikası. Baktığınızda dibini gördüğünüz tertemiz bir deniz, elleriniz buruşmadan çıkmayı başarırsanız benden size bir aferin... O zaman vaktin nasıl geçtiğini anlayabilecek kadar iradeli bir insansınızdır.  Ölüdeniz Plajı’nda şezlonglar 15, şemsiye ise 10 TL. Dipnot olarak düşeyim. Bu arada yamaç paraşütü oraların en popüler sporlarından, ayaklarınızın altında muhteşem Ölüdeniz manzarasıyla ölümsüz fotoğraflar çekebilirsiniz. Ben cesaret edemedim J O kadar yorgunluktan sonra akşamında Hisarönü’nde bulunan Barlar Sokağı’na gittik. Barlar Sokağı’nın boşluğu ne yazık ki bende hayal kırıklığı yarattı.  Yapılan terör eylemlerinin, saldırılarının turizmdeki artçı depremleri... Sabahlara kadar dükkanlarını açık tutmak zorunda kalan esnafın sinek avlaması çok üzücü bir görüntüydü... Barlar Sokağı’nda kısmen dolu gördüğümüz Aloha Coctail Bar adlı mekana girdik, kokteyller ortalama 25 TL. Zaten sanırım fiyatlar fikslenmiş, her yerde aşağı yukarı aynıydı.



Hisarönü’nde gece hayatını yaşamak isteyenler için Revolution’ı öneriyorum. Çünkü o sokakta görüp görebileceğimiz en dolu bar orasıydı.  Bu arada bulunduğumuz taraflarda tatil yapmak isteyenler ve ulaşımı kendi araçları olmadan yapanlar için küçük bir bilgi: Hisarönü’ne Dalaman Havalimanı’ndan Fethiye’ye kalkan MUTAŞ (Bizdeki Havaş’ın Muğla versiyonu), sonrasında da Fethiye’den Ölüdeniz dolmuşuna binerek ulaşıyorsunuz.

HER CENNET GİBİ KABAK KOYU’NA ULAŞMASI DA ZOR!

Bu aradaaaaa anlık bir karar verip atladığımız Kabak Koyu minibüsleri ve gördüğümüz manzaraya değinmeden geçersem oraların hatırı kalır. Ölüdeniz’den Kabak Koyu’nda kişi başı 7,5 TL’ye dolmuşlar kalkıyor. Dimdik Toroslar’ı geçerek yaklaşık yarım saat yol katettikten sonra sizi uygun bir yerde indiriyorlar. Çünkü ondan sonrası için araç girişi yasak. İster yürüyorsunuz, ister sadece izin verilen araçlara cüzi bir miktar para ödüyorsunuz ve sizi Kabak Koyu’na ulaştırıyorlar. Koyda telefon çekmiyor. Her şeyden kaçmak istiyorsanız birebir. Deniz enfes ama kıyıda çıkarken kocaman kocaman taşlardan yamularak akrobasi yapmak durumunda kalıyorsunuz ki benim minnağım bu şekilde ayağını incitti. Gitmişken oraların meşhur içeceği kar şerbetini de unutmayın.



BIRAKIN İZTUZU’NDA İNCECİK KUMLAR SİZE MASAJ YAPSIN!

Ve tatilimizin ikinci kısmı için Dalyan’da Grenadine Lodge Oteli’nden yer ayırttık. Bir yoga oteli olarak tasarlanan bu yapı, hepsine ayrı isim verilmiş küçük villalardan oluşuyor. Biz ismi Limon olanında kaldık. Çok güzel, sessiz ve organik bir tatil vadediyor size. Tek handikapı ulaşımın belli bir saatten sonra toplu taşıma ile olmaması. Ama otelin hem sahibi hem de müdiresi Aygül Hanım o kadar çözüm odaklı bir insan ki, her konuda sizi rahatlatmayı başarıyor ve ayrılmadan önce yataklarınızın üzerinde minik nar reçeli kavanozları buluyorsunuz. Böyle küçük jestler insanı çok mutlu ediyor.

Dalyan’a en yakın plaj İztuzu. Çok iddialı konuşuyorum, görmeden ölmeyin. Ayağınızın altını gıdıklayan minnacık kumlar, tertemiz boylu boyunca uzanan bir deniz. Tadı damakta bırakacak cinsten. Bilen bilir, İztuzu Caretta Caretta kaplumbağalarının üreme bölgelerinden. Plajın hemen  girişinde Caretta Caretta Rehabilitasyon merkezi var. Pervane çarpması, oltaya yakalanma gibi kazalar sonucu hastalanmış kaplumbağalar burada tedavi ediliyor. Arzu ederseniz çanta, tişört, magnet gibi şeyler alarak merkeze destek verebiliyorsunuz.




GÖRKEMLİ KRAL MEZARLARI....

Dalyan akşamlarında ise mutlaka kayalar oyularak yapılmış Kaunos Kral Mezarları’nı gezi programınıza katın. Görkemli görüntüsüyle gecenize ayrı bir hava katacağına emin olabilirsiniz.

KOYLAR HAKİKATEN BAKİR!

Ve son günümüzde Göcek’te tekne turuna katılıyoruz. Kişi başı 60 TL. Öğle yemeğinde de balık servis ediliyor. Biz Aviva-2 teknesiyle gittik ve çok memnun kaldık. Büyükova Koyu, Bedri Rahmi Koyu, Kleopatra Koyu, Martı Koyu, Akvaryum Koyu gibi bir çok koyu gezerek denize girdiğinizde siz aynı insan olmuyorsunuz. Hayatın size verdiği güzellikler için şükreden ayrı bir insan oluyorsunuz.


Tabii ki tüm bu programlamamızda bize rehberlik eden çok sevgili aile dostumuz Ortaca’da yaşayan Kıvanç Tamer’e de ayrı teşekkür etmemiz gerekir. Dalyan’daki son akşamımıza bize Yakamoz Restorant’ın enfes mezelerini, Sun Ray Bar’ın Oldies But Goldies müziklerini ve Jazz Bar’ın muhteşem tınılarını keşfettirdi.


Sonrası her dönüş gibi hüzünlü zaten. Bu tatilde bana eşlik ederek, her günümü daha da güzel hale getiren Kaan Küçük.... İyi ki yol arkadaşımsın J diyerek izninizle son noktayı koyuyorum.